top of page

SİNEMA: MÜZİKAL TÜRÜ

Sesli sinemanın ortaya çıkışıyla birlikte, ilk kez gerçekleştirilmesi düşünülen türlerden biri “müzikal” olmuştur (Prof. Dr. Jur. Ömer Alim Şerif Onaran, Sinemaya Giriş, s.113).

Beyaz perdede izleyici genellikle dram, komedi, western, korku, gerilim, macera ve bilim kurgu gibi türlere yöneldiği için, diğer türlerde üretilen eserler zaman zaman geri planda kalabilmektedir. Bu türlerden biri de müzikaldir. Müzikal türündeki eserlerde anlatı, müzik eşliğinde kurulur; karakterler duygu ve düşüncelerini çoğunlukla şarkılar ve dans performansları aracılığıyla ifade eder. Bu yönüyle müzikal sinema, opera ve sahne sanatlarıyla güçlü bir akrabalık taşır.

Müzikal film, kökenini sahne müzikallerinden alır. Film ve sahne müzikalleri arasındaki en önemli fark, sinemanın sunduğu görsel ve mekânsal olanakların çok daha geniş olmasıdır. Tiyatroda uygulanması güç olan sahneler, sinemada rahatlıkla kurulabilir. Bununla birlikte müzikal filmler, teatral kökenlerini korur; karakterler çoğu zaman performanslarını sanki canlı bir seyirciye sunuyormuş gibi sergiler. Bu durum, zaman zaman doğrudan kameraya yönelen bir anlatım biçimini de beraberinde getirir (Wikipedia).

Bu yapım türünde kurgu anlayışı da farklılık gösterir. Açılışlar genellikle müzikal bir sekansla başlar ve sahneler arası geçişler, diyalogların yerini alan şarkılar aracılığıyla sağlanır. Anlatı, klasik dramatik yapıdan ziyade ritim ve müzik üzerinden ilerler. Bu yaklaşımı Anna Karenina ve Les Misérables gibi yapımlarda gözlemlemek mümkündür.

Amerika’da “müzikal” olarak tanımlanabilecek ilk sesli film, Léon Beaumont’ın yönettiği Broadway Melody’dir (Onaran, s.113).

Müzikal sinema, sinema ve müziğin en yoğun biçimde kesiştiği türlerden biridir. Bu türde izleyici yalnızca bir hikâye takip etmez; aynı zamanda müziğin anlatıyı nasıl taşıdığına tanıklık eder. Müzik, tarihsel olarak insanın ritüellerine, törenlerine ve gündelik yaşamına eşlik etmiş; zamanla sinemanın da vazgeçilmez bir bileşeni haline gelmiştir. Film ve müzik arasındaki ilişki, hareketli görüntüye eşlik eden basit bir unsur olmaktan çıkarak, günümüzde anlatının kurucu öğelerinden biri haline gelmiş ve “soundtrack” kavramı etrafında zenginleşmiştir (idildergisi.com).

Günümüzde müzikal türüne örnek olarak The Phantom of the Opera, Anna Karenina ve Les Misérables gibi yapımlar gösterilebilir. The Phantom of the Opera, oyuncu seçiminden kostüm tasarımına, sahne düzeninden kurguya kadar oldukça bütünlüklü bir yapı sergiler. Özellikle vokal performansların gücü, filmin etkisini artıran temel unsurlardan biridir.

Anna Karenina ise görsel estetik açısından dikkat çekici bir yapımdır. Kostüm, dekor ve sahneleme tercihleri oldukça güçlüdür. Ancak oyuncu performansları, müzikal formun gerektirdiği vokal derinliği her zaman karşılayamamaktadır. Bu durum, müziğin ritmik ve duygusal etkisinin yer yer zayıflamasına neden olmaktadır.

Les Misérables filminde ise anlatı oldukça etkileyici bir açılış sekansıyla başlar. Koro kullanımı ve müzikle kurulan dramatik yapı, izleyiciyi doğrudan hikâyenin içine çeker. Film, bireysel bir hikâyeden yola çıkarak toplumsal ve politik bir arka plana, hatta Fransız Devrimi’ne kadar uzanan geniş bir anlatı kurar. Oyuncu kadrosu güçlü olmasına rağmen, Russell Crowe ve Hugh Jackman gibi isimlerin vokal performansları, müzikal türün gerektirdiği teknik yeterlilik açısından zaman zaman sınırlı kalmaktadır. Bu durum, şarkıların dramatik etkisini kısmen zayıflatmaktadır. Nitekim film, 2013 yılında En İyi Ses Miksajı ve En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı dallarında Oscar ödülü kazanmıştır.

Müzikal türde müzik, yalnızca destekleyici bir unsur değil, anlatının temel taşıdır. Bu nedenle oyuncu seçiminde yalnızca dramatik performans değil, vokal yetkinlik de belirleyici bir unsur olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, opera veya sahne müzikali kökenli performansçıların bu türde daha güçlü sonuçlar verdiği söylenebilir.

Sonuç olarak müzikal sinema, klasik anlatı biçimlerine alternatif bir ifade alanı sunar. Aynı hikâyenin dramatik ve müzikal versiyonları karşılaştırıldığında, müziğin anlatıya kattığı duygusal yoğunluk ve ritmik yapı, izleme deneyimini farklı bir boyuta taşımaktadır. Özellikle politik ve toplumsal içerikli anlatıların müzikal form içinde sunulması, izleyici üzerinde daha katmanlı bir etki yaratabilmektedir. Bu bağlamda Les Misérables, müzikal türün sunduğu bu olanakları görünür kılan önemli bir örnektir.

“Sinema, ilkel dönemlerin büyü ve ritüellerinden, tüm sanatların yüzyıllar boyunca biriken deneyimlerinden ve çeşitli bilimsel gelişmelerden beslenerek ortaya çıkmış bir teknolojinin ürünüdür” (idildergisi.com).

Şenay Ertorun

21.08.2013

bottom of page